
babamın siyah gömleği biraz büyük geliyordu ama zaten böyle uzun olması makbuldü. içimdeki beyaz atlet zaten tamamdı. siyah pantolon… siyah pantolon da lazımdı. alsın diye anneme yalvarmıştım ama hiç dinlemedi. çabuk tozlanırmış, zaten temiz kullanmıyor muşum, bilmem ne bilmem ne… beden eğitiminde kullandığım beyaz çoraplar tam istediğim gibi olmuştu. bu çorapların altına iskarpin lazımdı. iskarpin giymeyi sevmediğimi zannediyorlardı. doğru, sevmezdim ama giymeliydim. babama iskarpin aldırdığımda önce şaşırmış sonra da doğru tercih yaptığım için beni kutlarcasına sırtımı sıvazlamıştı. aslında benim tercihim değildi… tabii aradığım tarzda bir iskarpin bulmak zordu ama olsun. ne eksikti? beyaz bantlar… parmaklarım için beyaz bant sorduğumda annem öyle bir şeyin olmadığını söylemişti. oysa ben olduğunu biliyordum ama mecburen yara bantlarını sardım parmaklarıma. müzik programı başlayacaktı. trt 2’yi açmıştım. pantolonumun paçalarını da sıvamıştım. beyaz çoraplarım yeterince görünüyordu. her şeyimle hazırdım. artık bekleme zamanıydı. hep onun şarkılarını çalan bir program olsaydı ya. beklerken kendikendime tekrarlar yapıyordum. ve işte çıkmıştı! “bed. aym beeeed!!!” tam şarkının ortasında annem işten gelmişti.
- napıyosun ömer bilge gümbür gümbür? maykıl ceksın mı oldun?
işte duymak istediğim cümle buydu. galiba gerçekten maykıl ceksın olmuştum…
müziğiyle, dansıyla ve tarzıyla belki de dünyanın gelmiş geçmiş en “yaratıcı” müzisyenine ve tabii ki çocukluk kahramanıma, sevgilerle…
?