oldukça sıkışık otobüse mini eteği ve fettan bakışlarıyla bindiğinde ne yapacağını şaşırmıştı. tam da yanına durmuştu. güzel kız vesselam… arasıra kendikendine gülümsüyor muydu? yok yok, kulaklığı vardı, radyoda dinlediği bir şey olmalıydı. hafiften kızı süzmeye başladı. bayılırdı mavi göze. nişanlı falan olabilir mi acaba? sadece sağ elini görebiliyordu. nişan yüzüğü sağ elde mi olur yoksa sol mu? lanet olsun! dün deodorant almayı unutmuştu. bu yaz sıcağında böyle bir kadınla sıkış tepiş otobüs yolculuğu yapacağını nereden bilebilirdi? bu arada yine güldü. bu son gülüş sanki radyodan gibi değildi.
-şu tarafa geçebilir miyim?
rahatsız oldu. ter mi kokuyorum?
-tabii, buyrun.
-çok teşekkür ederim.
teşekkür ettiğine göre sıkıştığı için yer değiştirdi. şu öndeki mendebur herif boyuna yaklaşıyordu kızcağıza. yaşına başına bakmadan…
göğüsleri de güzelmiş.
-merter’e kaç durak var biliyor musunuz?
göğüslerine bakarken mi yakalandım yoksa lan? soru sordu… bana.
-merter üç durak sonra.
dört müydü yoksa?
muhabbet mi açmak istiyor nedir? benden başka adam mı yok sanki durağı soracak? kendine en yakın beni buldu demek. ben de senden çok hoşlandım bebek.
yok yok, bu sefer bana gülümsedi. hatta arasıra durağa bakma bahanesiyle kesiyor. merter’de mi insem? bir kere daha bakarsa, inerim merter’de. şu karşıdaki lavuk da kıza bakıyor. ara ara bana da bakıyor galiba. sivri kulaklı ibne.
-müsaade ederseniz inebilir miyim?
merter’e gelmedik ki? neden iniyor? sorsam mı? ulen ya terslerse milletin içinde? yanlış durağı mı söyledim lan yoksa? yoo merter’e daha var.
-pardon…
duymadı. kapı da kapandı. dışarıdan bile beni kesiyor. salağım ben. neyse zaten çok güzel değildi. öbür elinde de yüzük vardı, nişanlı olabilir. öbür durakta insem yakalar mıyım acaba? ulen bu karşıdaki lavuk gülümsüyor mu bana nedir..?