bilgelik

beni tanıyorsan, belki merak edersin. belki beni merak ediyorsan, tanırsın.

bilge

archive | rss | random



following

brain itches Theme by Adam Holwerda.

barmeni tanıyan adam ve adam tanımaz barmen

“vaaay kardeşim. naber?”

barmene doğru eğilir ve asla normal tokalaşmaz, diğer şekilde; kankalar gibi, “bro”lar gibi tokalaşır. oldukça fiyakalıdır, ortamın james dean’idir kendince. çünkü o barmeni tanıyan adamdır.

“ne içersin?”

ayıp olmasın diye kanka tokalaşması yapar barmen. isteksizdir ziyadesiyle. bıkmıştır bu barmeni tanıyan adamlardan… hemen mevzuya girer.

var böyle şeyler.

var böyle şeyler.

hayatın “brief”i

hayatın “brief”i olsa da ona göre yaşasak.

not: “brief” ne diye soranlar bildikleri gibi yaşasınlar hayatı. belki öylesi daha güzel bir hayattır…

“ongbak 2” için yapabileceğim tek yorum: vay vay vay…

her şey çok güzel olacak

kendimi bazen altan’ın “her şey çok güzel olacak” vaatleriyle kandırdığı nuri gibi hissediyorum. işin kötüsü daha farklı; maalesef nuri’yi kandıran altan da benim. ama yine de her şey çok güzel olacak…

emocu

acaba kıvırcık saçlarım emocu olmama engel mi?

doğanay limonata

doğanay limonata reklamı satışlarda minicik bir etki yaratıyorsa bile, reklamcılık konusunda büyük bir problemimiz var demektir.

?

babamın siyah gömleği biraz büyük geliyordu ama zaten böyle uzun olması makbuldü. içimdeki beyaz atlet zaten tamamdı. siyah pantolon… siyah pantolon da lazımdı. alsın diye anneme yalvarmıştım ama hiç dinlemedi. çabuk tozlanırmış, zaten temiz kullanmıyor muşum, bilmem ne bilmem ne… beden eğitiminde kullandığım beyaz çoraplar tam istediğim gibi olmuştu. bu çorapların altına iskarpin lazımdı. iskarpin giymeyi sevmediğimi zannediyorlardı. doğru, sevmezdim ama giymeliydim. babama iskarpin aldırdığımda önce şaşırmış sonra da doğru tercih yaptığım için beni kutlarcasına sırtımı sıvazlamıştı. aslında benim tercihim değildi… tabii aradığım tarzda bir iskarpin bulmak zordu ama olsun. ne eksikti? beyaz bantlar… parmaklarım için beyaz bant  sorduğumda annem öyle bir şeyin olmadığını söylemişti. oysa ben olduğunu biliyordum ama mecburen yara bantlarını sardım parmaklarıma. müzik programı başlayacaktı. trt 2’yi açmıştım. pantolonumun paçalarını da sıvamıştım. beyaz çoraplarım yeterince görünüyordu. her şeyimle hazırdım. artık bekleme zamanıydı. hep onun şarkılarını çalan bir program olsaydı ya. beklerken kendikendime tekrarlar yapıyordum. ve işte çıkmıştı! “bed. aym beeeed!!!” tam şarkının ortasında annem işten gelmişti.
- napıyosun ömer bilge gümbür gümbür? maykıl ceksın mı oldun?
işte duymak istediğim cümle buydu. galiba gerçekten maykıl ceksın olmuştum…
müziğiyle, dansıyla ve tarzıyla belki de dünyanın gelmiş geçmiş en “yaratıcı” müzisyenine ve tabii ki çocukluk kahramanıma, sevgilerle…
?

babamın siyah gömleği biraz büyük geliyordu ama zaten böyle uzun olması makbuldü. içimdeki beyaz atlet zaten tamamdı. siyah pantolon… siyah pantolon da lazımdı. alsın diye anneme yalvarmıştım ama hiç dinlemedi. çabuk tozlanırmış, zaten temiz kullanmıyor muşum, bilmem ne bilmem ne… beden eğitiminde kullandığım beyaz çoraplar tam istediğim gibi olmuştu. bu çorapların altına iskarpin lazımdı. iskarpin giymeyi sevmediğimi zannediyorlardı. doğru, sevmezdim ama giymeliydim. babama iskarpin aldırdığımda önce şaşırmış sonra da doğru tercih yaptığım için beni kutlarcasına sırtımı sıvazlamıştı. aslında benim tercihim değildi… tabii aradığım tarzda bir iskarpin bulmak zordu ama olsun. ne eksikti? beyaz bantlar… parmaklarım için beyaz bant  sorduğumda annem öyle bir şeyin olmadığını söylemişti. oysa ben olduğunu biliyordum ama mecburen yara bantlarını sardım parmaklarıma. müzik programı başlayacaktı. trt 2’yi açmıştım. pantolonumun paçalarını da sıvamıştım. beyaz çoraplarım yeterince görünüyordu. her şeyimle hazırdım. artık bekleme zamanıydı. hep onun şarkılarını çalan bir program olsaydı ya. beklerken kendikendime tekrarlar yapıyordum. ve işte çıkmıştı! “bed. aym beeeed!!!” tam şarkının ortasında annem işten gelmişti.

- napıyosun ömer bilge gümbür gümbür? maykıl ceksın mı oldun?

işte duymak istediğim cümle buydu. galiba gerçekten maykıl ceksın olmuştum…

müziğiyle, dansıyla ve tarzıyla belki de dünyanın gelmiş geçmiş en “yaratıcı” müzisyenine ve tabii ki çocukluk kahramanıma, sevgilerle…

?

uzatmalı aşkım.

ben ilk defa 23 nisanda ve 29 ekimde aşık oldum. evet, evet tam bu tarihlerdi. numara sırasına göre dizilir, elele tutuşturulur, bayram kutlamalarına götürülürdük. saçlarımın düz, önlüğümün siyah, ayakkabılarımın esem olduğu günlerdi. elele tutuştuğum kıza aşık olurdum ben. kutlamalar bitince aşık olmayı bırakır, diğer kutlamada elele tutuşunca yeniden aşık olurdum. 23 nisanla 29 ekim arasında ne yapardım hatırlamıyorum.

ya tamam teknoloji falan da biraz da şekilci düşünmek lazım. yakışıyor mu size böyle ghostbusters tadında gezmek?

ya tamam teknoloji falan da biraz da şekilci düşünmek lazım. yakışıyor mu size böyle ghostbusters tadında gezmek?

inglourious basterds’ın ikinci fragmanı. az kaldı az…

kolye?

kolye?

gnarls barkley’den geliyor, who’s gonna save my soul..

uzun zamandır gördüğüm en garip ve eğlenceli klip.

oldukça sıkışık otobüse mini eteği ve fettan bakışlarıyla bindiğinde ne yapacağını şaşırmıştı. tam da yanına durmuştu. güzel kız vesselam… arasıra kendikendine gülümsüyor muydu? yok yok, kulaklığı vardı, radyoda dinlediği bir şey olmalıydı. hafiften kızı süzmeye başladı. bayılırdı mavi göze. nişanlı falan olabilir mi acaba? sadece sağ elini görebiliyordu. nişan yüzüğü sağ elde mi olur yoksa sol mu? lanet olsun! dün deodorant almayı unutmuştu. bu yaz sıcağında böyle bir kadınla sıkış tepiş otobüs yolculuğu yapacağını nereden bilebilirdi? bu arada yine güldü. bu son gülüş sanki radyodan gibi değildi.

-şu tarafa geçebilir miyim?

rahatsız oldu. ter mi kokuyorum?

-tabii, buyrun.

-çok teşekkür ederim.

teşekkür ettiğine göre sıkıştığı için yer değiştirdi. şu öndeki mendebur herif boyuna yaklaşıyordu kızcağıza. yaşına başına bakmadan…

göğüsleri de güzelmiş.

-merter’e kaç durak var biliyor musunuz?

göğüslerine bakarken mi yakalandım yoksa lan? soru sordu… bana.

-merter üç durak sonra.

dört müydü yoksa?

muhabbet mi açmak istiyor nedir? benden başka adam mı yok sanki durağı soracak? kendine en yakın beni buldu demek. ben de senden çok hoşlandım bebek.

yok yok, bu sefer bana gülümsedi. hatta arasıra durağa bakma bahanesiyle kesiyor. merter’de mi insem? bir kere daha bakarsa, inerim merter’de. şu karşıdaki lavuk da kıza bakıyor. ara ara bana da bakıyor galiba. sivri kulaklı ibne.

-müsaade ederseniz inebilir miyim?

merter’e gelmedik ki? neden iniyor? sorsam mı? ulen ya terslerse milletin içinde? yanlış durağı mı söyledim lan yoksa? yoo merter’e daha var.

-pardon…

duymadı. kapı da kapandı. dışarıdan bile beni kesiyor. salağım ben. neyse zaten çok güzel değildi. öbür elinde de yüzük vardı, nişanlı olabilir. öbür durakta insem yakalar mıyım acaba? ulen bu karşıdaki lavuk gülümsüyor mu bana nedir..?

[Flash 9 is required to listen to audio.]

ryuchi sakamato - water’s edge

iyi gelir…